top of page

Mustafa Kemal'in Evlatları (Türk'ün Kurtuluş Savaşı)1923-2023 Mustafa Kemal's Children (Turkish War of Independence) -English Version on the Amazon Kindle Unlimited-

Yazarın fotoğrafı: TİYATRO MASA
TİYATRO MASA
28 Eki 2023
11 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 7 Ara 2024



(Çocuk Oyunu)

ATATÜRK’ÜN EVLATLARI

TÜRK’ÜN KURTULUŞ SAVAŞI 

 

Türkçe & İngilizce

GÜLCAN ÇAĞLAYAN SÖZER

English & Turkish

 

TURKISH WAR OF INDEPENDENCE

ATATURK’S CHILDREN

(Children’s Theatre)

 

 

GÜLCAN ÇAĞLAYAN SÖZER

 

ATATÜRK’ÜN EVLATLARI

TÜRK’ÜN KURTULUŞ SAVAŞI

ÇOCUK OYUNU

 

Tür

Tarihi Oyun

 

Konu

İstiklâl Harbi

 

Tema

 Türkiye Cumhuriyet’i Yüzüncü Yılı

 

Yıl/Dönem

20. yy.

 

Türkçe aslından çeviren

DeepL & valkyriewriter

Redaksiyon

G. Çağlayan Sözer

 

Editör

G. Çağlayan Sözer

 

Yayına Hazırlayan

G. Çağlayan Sözer

 

Dizgi ve Mizanpaj

G. Çağlayan Sözer

 

Kapak Tasarım

G. Çağlayan Sözer



YAZARIN ÖNSÖZÜ

Ne büyük gurur ne yüce bir sevinç benim için… 28.10.2023 tarihinde oyunu tamamlayabildim ve Türkiye Cumhuriyeti 100. Yılında, Türk çocuklarına bir tiyatro oyunu armağan edebildim.


Atatürk’ün inkılap ve devrimlerine sonuna kadar bağlı olan bir Türk genci olarak hedefim bu devrim ve inkılapları uygarlık ve çağdaşlık yolunda tüm dünya çocukları için faydalı olabilecek bir kavrama dönüştürebilmektir.


Atatürk’ün ilim ve fen için söylediği sözler, yazdığı kitaplar, Türk halkına seslenirken sarf ettiği özenli cümleler ve asker ceketinin altında sevgi dolu kocaman bir Mustafa Kemal olduğunu bilmek ona daha fazla saygı ve özlem duymamı sağlıyor.

Mustafa Kemal’de küçük bir çocuktu ve büyüdü. Kocaman bir Atatürk oldu. Ülkemizde yaşayan çocukların eğitim, spor, sanat ve bilim gibi alanlarda yükselmesini, ilerlemesini ve diğer gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmamasını sağlamak biz yetişkinlerin en önemli göreviydi. Unuttuk mu yoksa vaz mı gectik sorumluluklarımızdan bilmiyorum.


O realist ve idealist öğretmenler artık yok mu? Neden böyle çelişkelere düşüyorum. Cumhuriyetin ilk yılları; yokluk, sefalet ve daha da kötüsü hastalıklarla boğuşmakla geçti. Yiyecek azdı, fakirlik çoktu. Birçok öğretmen cumhuriyetin idealleriyle bu köylere, kasabalara gönüllü ve aydınlık birer yüz olarak gittiler.


Neden? Çünkü baş öğretmen Atatürk öğretmenlere dedi ki: “Yeni nesli, cumhuriyetin fedakar öğretmen ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakarlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.”


Bunu sadece o dönemdeki öğretmenlere mi dedi yoksa cumhuriyetimiz içinde yetişen tüm öğretmenlere mi sizler karar vereceksiniz.


En kutsal meslek öğretmenliktir. Emektir, acıdır, sevgidir, saygıdır, zorluktur, imkansızlıklar içinde imkan yaratmaktır, bir fidanı dikkatlice toprağa ekmek ve suyunu verirken aşırıya kaçmamak, güneşten ve rüzgardan korumak, boynunu eğdirmemek onu hep dik tutmaktır.


Öğretmenlere saygım her zaman sonsuz olacaktır. İnancım; hayat ne kadar zor olsada idealist olmaktan vazgeçmemek bizi cumhuriyetin ışığı altında tutacaktır.

Cumhuriyetimizin 100. Yılı kutlu olsun!

                                                                                                                  27.10.2023, Temeşvar

                                                                              Gülcan Çağlayan Sözer

 

MUSTAFA KEMAL’İN EVLATLARI

TÜRK’ÜN KURTULUŞ SAVAŞI

 

KARAKTERLER

 

·        Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

·        (Mustafa) İsmet İNÖNÜ

·        Mareşal Fevzi ÇAKMAK

·        (Musa) Kazım KARABEKİR

·        Kara Fatma

·        Nene Hatun

·        Gördesli Makbule

·        Satı Çırpan

·        Nezahat Onbaşı

·        Sabiha Gökçen

·        (Recep) Hasan TAHSİN

·        (Ali) Sütçü İmam

·        (Mehmet Sait) Şahin Bey

·        (Efelerin Efesi) Yörük Ali

·        Çocuklar (Koro)

 

 

DEKOR: 1. Perde boyunca cephe dekorunu andıran eşyalar sabittir ve hiç değişmez. 2. Perde de ise; çiçekler, cıvıl cıvıl kuş sesleri eşliğinde bir kafe dekoru görürüz. Ayrıca, oyun ilerledikçe (oyunun seyrine göre) değişecek olan ve sırasıyla Sevr Antlaşmasına ait sınırları ve ardından Misak-ı Milli’ye göre belirlenmiş sınırları ve oyun sonunda Lozan (Barış) Antlaşmasıyla şu an ki Türkiye Cumhuriyet’i sınırlarını gösteren haritalar slayt kullanılarak ekrandan seyircilere yansıtılacaktır.

 

KOSTÜM: Her oyuncu, kendi karakterinin özelliğini taşıyan kostümünü giyer ve makyajını yapar.


 

1.     PERDE

1.     SAHNE 

(Sevr antlaşması sonrası ülkenin sınırlarını gösteren harita fonda asılıdır. Çocuklardan oluşan koro, sahnenin sağ ve sol köşelerine beşerli gruplar halinde ayrılmış ve ayakta asker selamıyla hareketsiz bir şekilde durmaktadır. Ayaklarını önce sol sonra sağ grup sertçe yere vururlar. Sol koro bulunduğu yerde repliğini okur. Daha sonra Sağ koro aynısını yapar. Sert, üzgün ama mağrur bir şekilde hep birlikte konuşurlar.)

 

Sol koro: Ben bu haritayı her gördüğümde

                 Müzedeki seramikleri tek tek kırmak istedim

                 Sevr banliyösünden hızlıca uzaklaşmaktı niyetim

                 Başımıza bu geldi ama asla korkmadım

 

Sağ koro: 433 maddenin her biri zihnimde

                  Her madde bir evlat gibi yüreğimde

                  Sızladı içim hatta birazda ağladım

                  Başımıza bu geldi ama asla korkmadım

 

Tüm koro: Sağ ol! (Ayak sesi ve vücut dilleri seyirciyi savaşa hazırlar. Asker selamı vermeye devam ederler.)

 

Koro: Muammer Sun – “Biz Atatürk Gençleriyiz” başlar.

 

(Mustafa Kemal, İsmet İnönü ve Kazım Karabekir yuvarlak bir masanın etrafında oturmaktadırlar. İsmet İnönü düşünceli, üzgün ve mutsuzdur. Mustafa Kemal, elindeki küçük deftere masanın üstündeki kitaplardan kısa notlar almaktadır. Kazım Karabekir ayakta bir ileri bir geri yürür. Düşüncelidir.)

 

İsmet İnönü: Bazen muharebede bunalıyorum. İşte o zaman canımdan beziyorum. Ölmek istiyorum. Her yere atılıyorum. Her şeyi zorluyorum. Anlayacağın ölümü arıyorum.

 

Mustafa Kemal: Bu senin dediğin büyük kumandanların mizacıdır. Bütün büyük kumandanlar ümitsizlik anında ölüme koşmuşlar ve ancak o zaman ümitsizlik anını zafere dönüştürmüşlerdir.

 

Kazım Karabekir: O zaman bizim içinde zafer yakındır!

 

Mustafa Kemal: Elbette! Hiç kuşkum yoktur ki zafer bizim olmasın.

 

İsmet İnönü: Peki, bunca düşmana nasıl karşı koyacağız? Hem içeriden hem de dışarıdan baskı devam etmektedir.

 

Kazım Karabekir: Biz birlik olduktan sonra kim bize karşı koyabilir. Bende öyle yiğitler var ki bir topun gücünden daha kudretli, bir mermiden daha hızlıdır.

 

İsmet İnönü: Bilirim. Hepsi birer yiğit ananın oğullarıdır, kızlarıdır. Her biri korkusuzdur ama erzaklar yetersiz, ayaklar yayan, birçoğu eline daha önce silah almamış. Çocuklar analarının süt kokan koyunlarından ayrıldılar ve ellerine silah aldılar. Düşman; kuzey, güney, doğu, batı her yeri kuşattı.

 

Kazım Karabekir: Her biri bu vatan için daha önce hiç ayrılmadığı o toprakları bırakıp gelmiştir. Şimdi her biri bir cephede kahramanlık hikayesi anlatmak için beklemektedir.

 

İsmet İnönü: Ya hikayesini tamamlayamayanlar? Dışarıdaki düşmanlar yetmezmiş gibi bir de içerideki çeteler halka zulmediyor. Her biri tepeden tırnağa silahlıdır. Bunun kendilerine verdiği güven ve büyüklük duygusuyla da herkese tepeden bakıyorlar.

 

Kazım Karabekir: Ah onları elime bir geçirirsem! (Yumruğu sıkar.)

 

Mustafa Kemal: (Yavaşça ayağa kalkar. Kendinden fazlasıyla emin) Her bir Türk evladı hikayesini tamamlayacaktır. İçeride ya da dışarıda hainlik yapanlar cezalarını elbet vereceğiz.

 

İsmet İnönü: Bugün memlekete hâkim olan kimdir? Bunlar mı, biz miyiz?

 

Mustafa Kemal: (Durur ve kısa bir düşündükten sonra) Biziz, akıl bizdedir.

 

(Kazım Karabekir ve İsmet İnönü bu sözler sonrası keyiflenir ve rahatlarlar. Başlarıyla; doğrudur der gibi birbirlerine doğru onaylar biçimde bir kez eğerler.)

 

Muammer Sun – “Savaş Müziği: Kurtuluş (Kurtuluş ve cumhuriyet)” başlar.

 

2.     SAHNE

(1914. Cephede, silah ve top sesleri arasında Yarbay Mustafa Kemal ve Fevzi Çakmak konuşmaktadır. Sahnede yaralıları taşıyan sıhhiyeciler de görünür.)

 

Fevzi Çakmak: Yavuz ve Midilli’nin de içinde olduğu on bin parça gemiden oluşan filo Karadeniz’den İstanbul Boğazı açıklarındaki Rus gemilerine ateş açmış, ardından Karadeniz’in kuzey kıyılarındaki şehirleri de bombalamışlar.

 

Mustafa Kemal: (Uzaklara dürbünle bakmaktadır.) Enver Paşa’nın gizli harekatıdır ağabey.

 

Fevzi Çakmak: Ruslar tepki olarak Kafkasya üzerinden taarruz başlattılar.

 

Mustafa Kemal: Ardından İngilizler ’de İzmir’e saldırdılar. Fransızlarla bir olup Çanakkale Boğazı savunma yerlerini bombaladılar.

 

Fevzi Çakmak: Bu olaydan sonra artık savaşın gerçekten de tam içindeyiz. Bir tarafız. Almanya ile ittifak antlaşması imzalandı.

 

Mustafa Kemal: Albay Churchill Çanakkale’den bir gemi donanmasıyla geçmeyi planlayacaktır ve sonrasında İstanbul’u işgal etmek ister ama bizim sahil topçu bataryaları buna asla izin vermez.

 

Fevzi Çakmak: Sen ve senin gibi yiğitler oldukça kim geçebilir bu toprakları!

 

3.     SAHNE

(1915-1918. Çanakkale Cephesi. Kurmay Albay Mustafa Kemal askerlere seslenmektedir. Fonda; Muammer Sun: “Acı, isyan ve Direniş” çalar.)

 

Mustafa Kemal: İngilizler ve Fransızlar Çanakkale Boğazı’na ulaşamamışlardır. Bırakın ulaşmayı yaklaşamamışlardır bile… Lakin şimdi karadan taarruza geçmek hazırlığı içindedirler. Gelibolu Yarımadası güney bölümündeki beş noktadan karaya çıkarma yapmaktadırlar. Seddülbahir ve Arıburnu tehlike altına girmiştir ama savunmamız kuvvetlidir. Bu nedenle; buraları zapt edememişlerdir. Şimdi görevimiz Suvla Koyu’nu korumak ve savunmaktır.

(Herkes hareket etmeden yerinde kalır.)

 

(Müzik sesi biraz yükselir.)

 

Sağ Koro: Birinci Anafartalar Muharebesi başarıyla sonuçlanmıştır. (Bir gazeteci edasıyla)

 

Sol Koro: Takip eden ertesi günü Conk Bayırı hattında, Mustafa Kemal önderliğinde tekrar bir karşı taarruz gerçekleştirilmiştir. Bu taarruzla birlikte Anzak kuvvetleri geri çekilmek zorunda kalmıştır. İkinci Anafartalar Muharebesi’yle birlikte Anzak ve Fransız kuvvetleri Gelibolu Yarımadası’ndan başarıyla tahliye edilmiştir. (Bir gazeteci edasıyla)

 

Koro: Düşman güçleri sabahın erken saatlerinde Mustafa Kemal'in düşündüğü noktadan saldırmışlardır. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal, Kocaçimen Conk-Bayırı mevkiinde, 57. Piyade Alayı’nda ki askerleriyle birlikteydi. Cephanesi biten askerlere şöyle seslendi:

Mustafa Kemal: Cephaneniz yoksa süngünüz var! Süngü tak! (Emrini verir ve devam eder.)

Ben size taarruzu emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelir, başka komutanlar hâkim olabilir.

Koro: Siperler arası uzaklık sekiz on metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu. Şehit düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu. Her adım başına bir mermi düşüyor ve düşman akın halinde Conk-Bayırı'na doğru ilerliyordu.

Anafartalar Savaşı'nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal'in göğsüne isabet etmişti. Ancak; cebindeki saate çarpmasıyla, Mustafa Kemal bu tehlike anı atlatmayı başarmıştı. (Bu sırada Mustafa Kemal rolündeki oyuncu bu anlatımları canlandırır)

Kısa sürede Türk ordusu her yerde büyük başarılara imza attı. Düşman şaşkına döndü ve bozguna uğratıldı.

 

4.     SAHNE

(1919. Samsun’a Çıkış – 9. Ordu Müfettişi ve Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal)

 

Mustafa Kemal: Rum ve Türk Halkı arasında çatışmalar meydana gelmiş olup, 9. Ordu Müfettişi olarak Bandırma vapuru ile Samsun’a gittim. Artık Türk’ün Kurtuluş Savaşı resmen başlamıştır. Burada Türk direniş topluluklarını dağıtmam emredilmiş olup, onlara bunu yapacağımı bildirdim ama yapmayacağım ve artık şunu çok iyi biliyorum “Hasta Adam” olarak anılan Osmanlı Devleti’nin sonu gelmiştir.

 

Bu görevi neden kabul ettim. Açıklayayım, benim kararım şudur:

 

(Askeri üniformasının cebinden, not aldığı kağıdını çıkarır ve seyirciye doğru sahnenin ortasında okur.)

 

“Osmanlı ülkeleri bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son sorun, bunun da paylaşılmasını sağlamak için uğraşılmaktan başka bir şey değildi. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padişah, halife, hükûmet, bunların hepsi anlamını yitirmiş birtakım anlamsız sözlerdi.

Neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden ve ne gibi yardım istemek düşünülüyordu?

Öyleyse sağlam ve gerçek karar ne olabilirdi?

Baylar, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak.

İşte, daha İstanbul'dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.”

 

5.     SAHNE

Sol Koro: “Şark Meselesi” adıyla yok edilmek istenen Türkler için 19 Mayıs 1919 günü millî bağımsızlığa, çağdaşlaşma ve demokratikleşmeye giden yolun ilk adımı olmuştur.

 

Sağ koro: Mondros Mütarekesi sonrası dağılma sürecine giren Osmanlı Devleti askeri olmak artık Mustafa Kemal için yersizdi. Halifelik ve saltanatlarını korumak pahasına bu vatanının evlatlarını bir avcı misali avlamaya çalışan ve onları düşman sayan padişahlara artık lüzum yoktu.

 

Koro: Herkes tarafını artık belli etmeliydi. Mustafa Kemal gibi vatanını seven, yürekten bağlı ve yiğit olanlar Kuva-yi Milliye çatısı altında birleştiler. Osmanlı Devleti’nin başındakilerse; düşmanın tarafını tutarak Mustafa Kemal ve silah arkadaşları için ölüm fermanı imzaladılar.

 

 

O korkusuz bir aslan gibi karşılarında durdu

Hiç kıpırdamadı. Bir kurttan daha keskin gözleri ve bir kartaldan daha güçlü zekasıyla

Meydan okudu karanlığa

Saçtığı ışık, Misak-i Milli sınırlarını aydınlattığında

Tüm halk onunlaydı ve asla yalnız bırakmadı karanlıkta

 

Ona inandı ve güvendi Kuva-yi Milliye Ruhu

Aştı tüm engelleri korkusuzca

Nice tehlikeler atlattı o savaşta

Yılmadı asla ve Mustafa Kemal dedi ki;

 

“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz.”

 

 Ve sonra…

 

“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” sözcüğü yankılandığında,

 

Büyük Taaruz başladı işte o anda…

 

Muammer Sun: “Başlangıç Müziği: Cumhuriyet” çalar.

 



2.     PERDE

1.     SAHNE

(Misak-ı Milli sınırlarının gösterildiği harita fonda asılıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin sayısız kahramanlardan birkaçı yaşadıkları anıları birbiriyle paylaşıyorlardır. Savaş sonunda bitmiş ve herkes yeni düzene alışmaya çalışmaktadır. İstanbul’da her yanı çiçeklerle süslü bir mekânda buluşurlar.)

 

Şütçü İmam: Vay! (Sırtına okkalı bir beşlik atar.) Benim koca yürekli Yörük Alim demek Aydın’da Malgaç Baskını’nda başı çektin.

 

Yörük Ali: Adaşım, şu elini düşmana savurduğunda ne hale geldiklerini şimdi anladım ama bizim üzerimizde deneme yahu!

 

Şütçü İmam: Yunanlıları bozguna uğratmış adama yakışmaz be Alim! Sen Efeler Efesi Yörük Ali Efe! Dalga geçme bizimle…

 

(Nezahat Onbaşı ile Sabiha Gökçen sahneye giriş yaparlar. Nezahat Onbaşı hararetli bir şekilde Sabiha Gökçen’e bir şeyler anlatıyordur.)

 

Nezahat Onbaşı: Konya İsyanı’ndan sonra 1. ve 2. İnönü Savaşları’ndaki başarılarımız düşmanı bezdirmeye yetti.

 

Sabiha Gökçen: Konya İsyanı’ndaki başarılarını duymuştum ama Sakarya Savaşı’nı bilmiyordum. Senin gibi yürekli kadınlar olmasaydı ülkemiz ve milletimiz nasıl bu savaşı kazanabilirdi.

 

(Gördesli Makbule ile Şahin Bey bir şeyler konuşarak gelirler ama anlaşılmaz, bir masaya otururlar.)

 

Yörük Ali: (Nezahat Onbaşı’ya doğru) Gediz Muharebesi kahramanı da buradaymış. Hoş geldiniz hanımlar!

 

Sabiha Gökçen: Kara Fatma’yı göreniniz oldu mu? O da gelecekti.

 

Nezahat Onbaşı: Satı Çırpan ile Nene Hatun’da gelecek, birazdan gelirler.

 

(O sırada içeri Hasan Tahsin girer)

 

Sütçü İmam: Hasan! (Sanki kırk yıllık arkadaşı gibi sarılır) Hemen tanıdım. Bu yiğidi kim tanımaz ki zaten… İzmir’de Kordonboyu’nda ilk silahı sıkan sembol isim.

 

Şahin Bey: Osman nasılsın, dostum?

 

Hasan Tahsin: İyiyim ağabey, teşekkür ederim. Sizler nasılsınız? Ümit ederim sağlığınız sıhhatiniz yerindedir!

 

Yörük Ali: Bizim Hasan, ne zaman Osman oldu yahu?

 

Hasan Tahsin: Gerçek adım Osman Nevres’tir. Bir rahatsızlığımdan dolayı takma ad kullanmak zorunda kalmıştım ve artık o isimle tanınmaktayım. Şu meşhur Sütçü İmam değil misiniz sizde?

 

Sütçü İmam: (Gururlu ve mağrur) Ta kendisi!

 

Hasan Tahsin: Müteşekkir oldum efendim!

 

Yörük Ali: Tekrar anlatsana Ali Ağabey şu olayı… (Heyecanlıdır)

 

Sütçü İmam: Burada koskocaman Şahin Bey dururken önce bize anı anlatmak düşmez. Şahin Bey, kırma bizi anlat bir yiğitliğini…

 

Şahin Bey: Bilirsiniz Antepliyimdir.

 

Yörük Ali: (Aniden araya girer) Gaziantep.

 

Şahin Bey: Öhöm! Asıl adım Mehmet Said olup Kuva-yi Milliye komutanlığı yapmış idim.

 

Sütçü İmam: Bende Maraşlıyım.

 

Yörük Ali: (Tekrar aniden araya girer) Kahramanmaraş.

 

Şahin Bey: Öhöm! Şu anda İskenderun’un ilk Türk Belediye reisiyimdir. Efendim!

 

Gördesli Makbule: Ağabey! Bunları bırakta Antepteki o meşhur sözünü paylaş bizimle…

 

(Yörük Ali tam araya girecektir ki Sütçü İmam ağzını kapatır.)

 

Şahin Bey: Makbule, senin koca yüreğin ve yiğitliliğin karşısında bizim sözümüzün çok bir anlamı yok ama madem istedin söyleyeyim. Düşman arabaları cesedimi çiğnemeden Antep'e giremez. (O anı yaşıyor gibi söyler)

 

Yörük Ali: (Bir anda) O kadar!

 

Herkes alkışlar!

 

Gördesli Makbule: Yiğit ağabeyim, can ağabeyim sizler kadınlarınıza verdiğiniz değerle gözümüzde ve gönlümüzde her adım daha yükseldiniz. Sizin gibi yiğitler olmasaydı halimiz nice olurdu!

 

Sabiha Gökçen: Nice Makbuleler, nice Nezahatlar yetişecek bu memlekette daha…

 

(Kara Fatma, Nene Hatun ve Satı Çırpan girerler)

 

Kara Fatma: Senin gibi uçak uçuranı gelmez ama…

 

Nene Hatun: Ah benim güzeller güzeli Sabiham… Dur bir bakayım sana (Yüzünü avuçlarının içine alır)

 

Sabiha Gökçen: Ah annelerim… (Aralarında dolaşarak) Erzurumsuz Nene Hatun olur mu?

Ya İzmit, Bursa, Adapazarı, Bilecik Kara Fatmasız… Ülkemiz öyle güzel şeylere gebe ki…

 

Kara Fatma: Sende dünyada bir ilksin unutma! İlk kadın savaş pilotusun.

 

Nene Hatun: Satı’da ilk kadın muhtarımız oldu.

 

Hepsi bir ağızdan: Tebrik ederiz Satı Abla. (Çok mutlu olurlar ve sarılırlar. Sohbet etmeye devam ederler.)

 

Muammer Sun – “Bozkırın Sesi: Cumhuriyet” çalar.

 

Koro: İşte Türkiye Cumhuriyeti bu kahramanlar, bu yiğit adamlar ve bu koca yürekli kadınlar tarafından kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti sınırları, Misak-ı Milli yani Ulusal Ant sınır ilkeleri doğrultusunda oluştu.

 

2.     SAHNE

(Sahnede sadece Mustafa Kemal ve çocuklar vardır. Sağ ve sol koro ilk sahnedeki yerlerini alır. Mustafa Kemal karanlıktadır. Henüz gözükmez. Fonda; Lozan Barış Antlaşması sonrası Türkiye Cumhuriyeti haritası vardır.)

 

Sol Koro: İzmir başta olmak üzere Bursa, Eskişehir, Kütahya ve Batı Anadolu’nun büyük bir bölümü Yunanlılar tarafından ele geçirilmişti. Fransızlar, Britanyalılar, İtalyanlar, Ermeniler ve Ruslar tarafından kuşatılan sınırlarımız aç ve susuz kalmıştı.

 

Sağ Koro: Rusya’da yaşanan devrimle beraber Ruslar geri çekilme kararı almış ve bizler bir düşmandan kurtulmuştuk ama diğerleri acımazsızca ve hakları olmadan bu topraklar üzerinde hak talep etmeye devam etmişler ve bu topraklar üzerinde yaşayan insanlara büyük acılar yaşatmışlardı.

 

(Mustafa Kemal ortadadır ve ışık sadece onu aydınlatır.)

 

Mustafa Kemal: …Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

 

Ne Mutlu Türk’üm Diyene! (Işık tekrar koroların üstündedir)

 

Sağ koro: Mudanya Ateşkes Antlaşması sonrasında TBMM Hükümeti, Lozan’da toplanılacak barış konferansına davet edildiler. İsmet Paşa bu görüşmelere katılmıştır. 31 Mart 1924 tarihinde belgeyi onaylayarak teslim etmişlerdir. Hatay’ da daha sonra topraklarımıza katılmıştır. Atatürk’ün Fransız Büyükelçisine, “Hatay benim şahsi davamdır. Şakaya gelmeyeceğini bilmelisiniz.” Dediği bu eşsiz toprakların, 1939 yılında Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yer alacağı karara bağlanmıştır.

 

Sol Koro: Bu arada; 1 Kasım 1922’ de saltanat yani padişahlık ve 3 Mart 1924 tarihinde ise, hilafet yani halifelik kaldırılarak laik bir devlet kurma yolunda siyasi devrimler gerçekleştirilmiştir. Artık Türk halkı dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin devlet tarafından korunacak olup bağımsız, kendi kararlarını verebilen, uygar ve çağdaş bir toplum olma yolunda emin adımlarla ilerleyebilecektir.

 

Sağ koro: Bu inkılap ve devrimler sayesinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları eşit haklara sahip olmakla beraber kadınların, hayatın her cephesinde yer alması sağlanmıştır. Kadınlarımız Kurtuluş Savaşı’nda nasıl cepheye silah taşımış ve en önlerde savaşmışlarsa; barış zamanında da yine hayata sımsıkı tutunarak ve çalışma hayatına dahil olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişmesine sonsuz katkı sağlamışlardır.

 

Koro: Şimdi cumhuriyetimizi ve demokrasimizi kutlamanın tam zamanıdır. Türkler artık kendi yurdunda ve dünyada barışı sağlamak için çalışmaktadır.

 

Türkler artık savaş kelimesinin anlamını çok iyi bilmektedir ve sadece barışı sağlamak ve barış ortamını hep canlı tutmak için var gücüyle savaşmaktadır. Bu savaş; topla, tüfekle değil bu savaş fenle, ilimle yapılmaktadır.

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk: …Çünkü; Türk milleti, milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu yükselme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tutuğu meşale müspet ilimdir… Yurtta sulh, cihanda sulh.

 

Koro: Cumhuriyetimizin, 100. Yılı şanlı ve kutlu olsun!

 

(“10. Yıl Marşı” çalar.)

 

SON 


 
 

©2024 Tiyatromasa

bottom of page